5 Temmuz 2016 Salı

Giriş

Giriş

Televizyon izlerken, gazete okurken ya da herhangi bir yerden geçerken, görmek veya duymak istemediğiniz birçok şeyle karşılaşırsınız. Fakir insanlar, cinayetler, katliamlar, açıkça haksızlığa uğrayan ama haklarını arayamayan kişiler, kavgalar, sataşmalar, küfürler, incitici ve aşağılayıcı sözler, çekişmeler, türlü menfaatler uğruna çıkartılan huzursuzluklar, zorbalıklar ve daha birçokları.
Elbette siz de herkes gibi huzur ve güvenlik dolu, hiç kimsenin bir diğerine zarar veya tedirginlik vermediği, insanların barış ve dostluk içinde yaşadıkları, birbirlerinden daima güzel, övücü, saygı ve sevgi dolu sözler işittiği bir toplumda yaşamak istersiniz. Elbette diğer insanlar gibi siz de televizyon kanallarını değiştirdiğinizde, gazetenin sayfalarını çevirdiğinizde veya işinizde, evinizde, ailenizle birlikteyken hep güzel ahlaka sahip, neşeli, candan, dürüst, saygılı, sevgi dolu, hoşsohbet insanlar görmek, hep müjdeli ve güzel haberler duymak istersiniz.
Ancak bu güzel ortamın bir gün gelip de kendiliğinden oluşacağını düşünmek ve hiçbir şey yapmadan bu günün gelmesini beklemek yeterli değildir. Bu nedenle de barışın, huzurun ve güvenliğin hakim olduğu bir toplumda yaşamayı samimi olarak isteyenler bir an önce harekete geçmeli ve bazı fedakarlıklarda bulunmalıdırlar.
Çevrenize dikkatle bakıp olayları akıl, vicdan ve sağduyu ile değerlendirdiğinizde, yukarıda sıraladığımız tüm bu güzelliklerin insanlar arasında hakim olması için çalışan, tüm vaktini, imkanlarını ve enerjisini buna vakfeden insanların var olduğunu fark edeceksiniz. İnsanlar arasında iyiliğin ve güzelliğin yaygınlaşması için ciddi bir çaba içerisinde olan bu insanların zaman zaman iyilik ve güzellik karşıtlarının haksız müdahale ve engellemeleri ile karşılaşıyor olmaları sizi yıldırmasın. Çünkü         Allah'ın izni ve takdiri ile iyilik için çalışanlar mutlaka kötülük isteyenlere üstün geleceklerdir. Öyle ise siz de bu "iyi insanlara" katılın, siz de iyilerle, samimilerle, şefkatlilerle, candan ve adaletli insanlarla, dürüstlerle, merhametlilerle, hoşgörülülerle, vicdanlılarla, iyimserlerle, hayırseverlerle, alçakgönüllülerle, affedicilerle birlik olun, onlara tüm desteğinizi verin.
Çevrenize baktığınızda iyiler gibi kötülerin de kimler olduklarını ve nasıl bir toplum modeli oluşturmayı amaçladıklarını fark edebilirsiniz. Günümüzde "kötüler" güzel ahlakı savunan insanları türlü yöntemlerle susturup sindiren bir ittifak kurmuşlardır. Bu ittifak ilk bakışta "güçlü" görünüyor da olabilir. İşte çevrenizde görmek istemeyip de gördüğünüz tüm çirkinliklerin, zalimliklerin, dejenerasyonun, sevgisizliğin, nefretin, acımasızlığın, kötü sözlerin, haksızlıkların, fakirliğin, dedikoduların, insanları üzen, sıkan, gerilime düşüren her türlü olayın nedeni kötülerin bu şiddetli ittifakıdır.
Bu ittifakın farkına varan iyi ve vicdan sahibi insanların çevrelerinde gelişen bu olaylara karşı kayıtsız kalmamaları gerekir. Eğer çevrenizdeki kötülüklerden bir nebze olsun rahatsızlık duyuyor ve dünya üzerinden bir an önce yok olmalarını talep ediyorsanız, bu sizin vicdan sahibi, duyarlı bir insan olduğunuzu gösterir. Bu nedenle de vicdanı körelip kötülüklerden rahatsızlık duymayan bir insan olmadan önce mutlaka iyilerden olmanız, hayatınızın bundan sonraki bölümünü onların safında geçirmeniz şarttır. Unutmayın ki zulme rıza göstermek, durmak bilmeyen kötülüklere karşı ses çıkarmadan seyirci olmak, zulmün ta kendisidir.
Hiç kimse "Benim desteğimden ne olur?" dememelidir, çünkü önemli olan herkesin kendi samimi niyeti ve gösterdiği halisane çabadır. Allah her insanın elinden gelenin en fazlasını yapmasını, iyilerin yanında yer almasını tüm bu kötülüklerin erimesine ve oluşturdukları ittifakın darmadağın edilmesine vesile edecektir. Allah bir ayetinde insanların arasında yeryüzündeki bozgunculuğu giderecek fazilet sahibi kişilerin bulunması gerektiğini buyurur:
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
Bu kitap, iyiliğin hakim olmasını isteyenlere, iyilik yapmaları ve diğer iyilerle ittifak etmeleri için yazılmış bir çağrı niteliğindedir. Ancak bu çağrı herhangi birine veya birilerine değil, doğrudan size yapılmaktadır. Hatta şimdiye kadar kötülerle ittifak etmişseniz bile, bu kitap sizi tevbe etmeye ve ölene kadar iyilerin yanında yer almaya ve onlarla birlikte güzel ahlakı yaşamaya davet etmektedir.

Gerçek İyiler Ve Gerçek Kötüler Kimlerdir?

Gerçek İyiler Ve Gerçek Kötüler Kimlerdir?

İnsanların dünyanın dört bir yanında var olan kötülükleri, adaletsizlikleri, zulüm ve haksızlıkları sıradan olaylar gibi değerlendirmelerinin altında pek çok neden bulunmaktadır. Bu nedenlerden en önemlisi insanın çevresinde olup bitenlerden haberdar olmaya başladığı andan itibaren sürekli bu tip olaylarla karşılaşmasıdır. Gerçekten de gazetelerde veya televizyonda, vahşice işlenmiş cinayetlerin, acıma ve merhamet duygusu kalmamış canilerin, acımasızca açlığa ve soğuğa terk edilen korumasız çocukların, yaşlıların ve kadınların, dolandırıcılıkların, ahlaksızlıkların, kıskançlıkların, düşmanlıkların, çıkar kavgalarının, dejenerasyonun haberlerine rastlanmayan tek bir gün bile geçmemektedir.
Buna benzer olaylara şahit olan insanların büyük bir bölümü bunları kendilerini ilgilendirmeyen, başkalarının başına gelen olaylar olarak değerlendirirler. Bu nedenle de toplumda yer alan bu tür çarpıklıkların, huzursuzlukların ve acımasızlıkların sorumluluğunu üzerlerine almazlar. Sözgelimi masum ve savunmasız bir insan kimi zaman kendisinden maddi olarak daha fazla imkana sahip bir kişinin hışmına uğrar, o kişiden çok ağır sözler, hakaret ve iftiralar işitir. Böyle bir durumda herkes asıl suçlu olanın haksız yere o masum insana saldıran kişi olduğunu çok iyi bilir, ancak genellikle bir kişi bile bu haksızlık karşısında ses çıkarmaz. Sessiz bir izleyici olmayı tercih eder. "Benim ses çıkarmamdan ne olur ki" veya "Beni ilgilendiren bir konu değil" diyerek haksızlığa göz yumar.
Elbette ki bunlar vicdanı henüz körelmemiş ve kalbi katılaşmamış insanlarda rahatsızlık uyandıran, onların hamiyet hislerinin kabarmasına neden olan olaylardır. Ancak sadece kızmak, yermek, sıkıntı duymak bu olayların tekerrür etmelerini engelleyemez. Bunun için gerçekten vicdan sahibi olan ve iyilik yönünde düşünen insanların samimi bir çaba içinde olmaları ve iyiliğin peşinde koşanlara her koşulda destek olmaları gerekmektedir.
Ancak bunun için kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğunu ayırt edebilmek gerekir. Çünkü günümüzde iyilik ve kötülük göreceli bir kavram haline gelmiş, herkes içinde bulunduğu topluma, sosyal yaşantısına, hatta çıkarlarına göre iyilikler ve kötülükler belirlemiştir. Örneğin günümüzde sokak köpeklerine sahip çıkarak onların haklarını korumak çok önemli bir iyilik alametidir. Veya afet bölgesine bir kamyon eşya gönderilmesine aracı olmak, bunun için birkaç telefon açmak "yardımsever" sıfatını almak için yeterlidir. Ya da bir yardım kulübünde biraraya gelerek, birkaç okulun duvarlarını boyatmak, birkaç çocuğun okul gereksinimlerini karşılamak bu insanlara ömür boyu yetecek bir hayır işi olarak değerlendirilir. Bu hayrı yapan kişi yaptığından dolayı çok büyük bir gurur duyar, çevresindeki kişiler de "Ne kadar iyi bir insan" diyerek onu takdir ederler. Bunlar elbette ki güzel davranışlardır, ancak bu tür kısıtlı girişimlerin dünyadaki kötülüklerin tamamen yok olması için yeterli olmayacağı çok açıktır. Aslında bu tür yardımlarda bulunan insanlar da bu gerçeğin farkındadırlar. Yani yaptıklarının büyük bir fedakarlık gerektirmediğini bilirler. Hatta bazıları, yaptıkları ile sadece toplumdaki ve yakın çevrelerindeki itibarlarının yükseldiğini, aynı zamanda da boş vakitlerini değerlendirecek bir meşgale bulduklarını düşünürler. Bu girişimlerinin bir başka nedeni de vicdanlarını rahatlatmaktır.
Oysa bu kitapta söz edilecek olan "iyiler"in hedefi burada sayılanlardan çok daha büyük bir hedeftir. Kayıtsız şartsız iyilerden olmaya ve ömrünün sonuna kadar iyilere destek vermeye karar veren insanların oluşturacağı "iyilerin ittifakı", kısa sürede çok güçlenir ve çok önemli sonuçlar elde eder. Kötülerin ittifak ederek dünyanın her yerine yaydıkları kin, nefret, acımasızlık, samimiyetsizlik, yalancılık, zalimlik gibi özellikler ancak iyilerin bu ittifakı sayesinde yeryüzünden kaldırılabilir, bu ahlaka sahip insanlar tamamen etkisiz ve zararsız hale getirilebilir.
Yukarıdaki hedeflerin hiçbiri bu kitabı okuyan insanlara uzak, hayali ve gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünmemelidir. Çünkü kitabı okudukça siz de göreceksiniz ki iyilerin ittifakına dahil olmak her insan için son derece kolaydır. Bir ev hanımından lise öğrencisine, esnaftan profesöre kadar vicdan sahibi, güzel ahlakı bilen ve bu ahlakın insanlar arasında yaşanmasını isteyen her insan iyilerle ittifak edebilir. Ancak bunun için tüm ön yargılarınızdan, şimdiye kadar yaptığınız değerlendirmelerden ve size öğretilen doğru ve yanlışlardan tamamen kurtulmalısınız. Daha sonra çevrenize dikkatle bakmanız ve gerçek iyilerle gerçek kötülerin kimler olduklarını tespit etmeniz gerekir. Bu tespiti yaparken de kendinize tek bir ölçü almalısınız: Bu ölçü Rabbimizin bize yol gösterici olarak indirdiği Kuran'dır. Çünkü gerçek iyileri ve gerçek kötüleri sadece Rabbimiz bilir ve Kuran'da  da bize iyilerin ve kötülerin özelliklerini ayrıntılı olarak bildirir.

Kuran'da İyiler ve Kötüler

Bir insanın kötü bir ahlaka sahip olmasının tek nedeni Allah'a ve ahiret gününe iman etmemesi ve Allah'tan korkup sakınmamasıdır. Yeryüzünde var olan tüm kötülükleri bir an için aklınızdan geçirin; adaletsizlik, kıskançlık, haksız yere masum bir insanı öldürmek, kin, nefret, sevgisizlik, acımasızlık, sinsilik, hainlik, zalimlik… Bunların hepsi Allah'ın Kuran'da insanları men ettiği özelliklerdir ve Allah bu kötü ahlaka sahip insanları ahirette sonsuza kadar azaplandıracağını bildirmiştir. Dolayısıyla Allah'tan korkup sakınan bir insanın "kötü" olması imkansızdır. Allah'ın insanları kötülüklerden sakındırdığı ayetlerinden bazıları şöyledir:
… Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (Nahl Suresi, 89-90)
İnsanların bir bölümü Allah'a ve ahiret gününe kesin olarak iman etmediklerini, ancak yine de yaygın olan birçok kötü ahlak özelliğine sahip olmadıklarını söyleyebilirler. Fakat şu kesin ve açık bir gerçektir ki, bir insan hayatı boyunca hiçbir kötülüğe bulaşmamış dahi olsa, bir gün çıkarları ciddi şekilde zedelendiğinde bu kişinin her türlü kötülüğü yapması beklenebilir. Örneğin hayatı boyunca gece gündüz çalışarak elde ettiği işini ve kariyerini kaybetme riski söz konusu olduğunda, fakir kalmaktan veya canını kaybetmekten korktuğunda bu insanın çıkarları için diğer insanlara rahatlıkla kötülükte bulunabileceği açık bir gerçektir. Bu tür kişilerin örneklerine hayatımız boyunca sık sık rastlarız. Örneğin işyerinde bir hata yapan ve bu hatasından dolayı işinden kovulmaktan korkan biri kolaylıkla bu hatayı başkasına yükleyebilir. Veya bir kişi hayatı boyunca rüşvet almaz, kanunlara karşı gelmez, ancak paraya çok fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde, örneğin oğlunun hastahane masraflarını karşılaması gerektiği bir anda rüşvet almayı makul görebilir.
Allah korkusu olmayan bir insan dünyanın en güzel ahlaklı, en dürüst insanı olduğunu söylese dahi bu kesinlikle inandırıcı olmaz. Belki gerçekten de hırsızlık yapmaz, yalan söylemez, ama pek çok kötü ahlak özelliğini üzerinde barındırabilir. Örneğin çevresindeki insanlara karşı insancıl, şefkatli, sevecen ve dostça bir tavır göstermez, alaycı ya da aşağılayıcı bir tavır takınır. Sözleri ve şakaları ile insanları iğneler, her konuşmasında onlara huzursuzluk verir. Veya kumar oynamayan biri, çevresinde herkesin kumar oynadığı ve kumar oynamanın normal karşılandığı bir yerde kumar oynayabilir. Allah korkusu olmadığı için iradesi herhangi bir koşulda kolaylıkla kırılabilecek ve kötü bir ahlaka yönelebilecek bir insanın, gerçek iyilerden olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bir de hayatının her anında ahlaksızlık yapan, insanlara huzursuzluk, tedirginlik veren, onları aşağılayan, dolandıran, incitici sözler kullanan, insanlara değer vermeyen, sadece kendisini düşünen, dedikoducu, kötümser, saldırgan, yalancı insanlardan olup da, arada sırada sokaktaki bazı fakirleri giydirip doyuran, onlara yardımda bulunanların da gerçek iyilerden oldukları söylenemez. İyi insanların tüm hayatlarında doğruluk, dürüstlük, adalet, candanlık ve samimiyet hakimdir. Ancak şu yanlış anlaşılmamalıdır; insanların elbette ki hataları veya eksik yönleri olabilir. İyi ve samimi niyetli bir insan bu hatalarının ve eksikliklerinin farkına vardığında bunları hızla telafi etmek için çaba sarf eder, vicdanının ve gücünün yettiği oranda en güzel ahlakı göstermeye çalışır.
Allah'tan korkup sakınan bir insan sadece belli durumlarda değil, her koşulda güzel ahlak gösterir. Ahlakının güzelliği kişilere, olaylara veya imkanlarına göre değil, ahiretteki zorlu ve dönüşü olmayan sorgulamaya göredir. Bu nedenle de ahirette sorgulanırken hesabını veremeyeceğini düşündüğü hiçbir harekette bulunmaz, tek kelime söylemez. Aksine ahirette karşılaşmaktan dolayı sevinç duyacağı güzelliklerin peşinden gider.   Allah bir ayetinde insanların ahiret gününü düşünmelerini şöyle bildirir:
Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi Kendisi'nden sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (Al-i İmran Suresi, 30)
Sonuç olarak bir insanın Allah'tan korkması o insanın iyilerden olduğunun bir göstergesidir. Allah'tan korkup sakınmayan biri ise doğal olarak kötülerin ittifakının bir mensubudur. Belki her zaman kötülerin ittifakında fiili olarak yer almaz, ama her an kendisi için kötülük yapmaya uygun koşullar oluşabilir ve bu kişi bilerek ya da bilmeyerek kötülerin yanında iyilere karşı mücadeleye girişebilir.
Allah Kuran'da, "Allah Katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar. (Enfal Suresi, 55)hükmüyle insanların en kötülerinin kimler olduğunu zaten tüm inananlara bildirmiştir. Öyle ise iyilerle birlik etmek isteyen bir insan, mutlaka Allah'tan korkup sakınan insanların yanında yer almalıdır.

Bir İnsanın Gerçek Niyetini Davranışları Gösterir

İyilerin kimler olduklarını belirlerken göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir nokta daha vardır: Bu da insanların büyük bir bölümünün Allah'a ve Kuran'a iman ettiklerini söylemelerine rağmen, yaşantılarıyla ve savundukları değerlerle Kuran ahlakına ters düşmeleridir. Allah, Bakara Suresi'nde Allah'a ve ahiret gününe iman ettiğini söyleyen, ancak gerçekte yeryüzünde fesat çıkaranlardan olan bu insanların gerçek yüzlerini şöyle bildirmektedir:
İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler. Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. (Bakara Suresi, 8-16)
Ayetlerde de bildirildiği gibi, bu tür insanlar kendilerinin son derece adaletli, dürüst ve erdemli insanlar olduklarını iddia eder ve çevrelerindeki insanların davranışlarını kınayarak, onlara nasihatler verirler. Oysa asıl fesat çıkartanlar, gizli ve sinsi yollarla insanlara zulmedenler, huzursuzluklara ve düşmanlıklara neden olanlar bu kişilerin ta kendileridir. Bu nedenle iyilerin ve kötülerin kimler olduklarını araştırırken önemli bir ölçü de insanların yaptıkları ile sözlerinin birbirine uymasıdır. Örneğin bir insan Müslüman olduğunu, Allah'a iman ettiğini söylüyorsa, fakat bir yandan da Müslümanlara karşı sinsi bir mücadele içindeyse, o zaman bu insanın sözlerinin samimiyetinden şüphe etmek gerekir. Sözgelimi milli ve manevi değerlere önem veren bir insan olduğunu, adaleti, güzel ahlakı, dürüstlüğü savunduğunu, herkesin böyle davranması gerektiğini söyleyen bir insan, bir yandan da ahlaksız, iffetsiz, saygısız insanların reklamını yapıyorsa, onları topluma gıpta edilen, ünlü, erişilmesi zor, saygıdeğer insanlar olarak tanıtıyorsa bu insanın samimiyetinden şüphe edilir. Ahlaksızlıkları "cesaret", "modernlik", "marjinallik" olarak gösteren ve bu şekilde birçok insanın ahlaksızlığı, iffetsizliği, dejenere olmayı bir meziyet gibi görmesine ve bu insanların bir kopyası gibi yaşamak istemelerine neden olan insanların gerçek niyetleri ve anlayışları ortadadır.
Allah Kuran'da iyilerin ve kötülerin kimler olduklarını, hangi özelliklere sahip olduklarını, üsluplarını, diğer insanlara ve dünyaya bakış açılarını açıklamıştır. Samimi olarak iyiliği arayan bir insanın ilk olarak yapması gereken şey Kuran'da iyilerin özelliklerini görüp çevresindeki insanlarda bu özellikleri aramasıdır. Aynı şekilde kötülerin Kuran'da bildirilen özelliklerini görmek günümüzdeki kötüleri tanımak için de bir ölçü olacaktır.
Günahkar, haram yiyen, Allah'a ortak koşan, anne ve babalarına karşı saygısız ve vefasız, kolaylıkla kendi çıkarı için masum bir insanı öldüren, kötülüğü emreden, iyilikten alıkoyan, cimri, Allah'ı unutmuş, aşağılık, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyen, saldırgan, zorba-saygısız, Allah'ın ayetleri okunduğunda veya dinden söz edildiğinde "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen, bir avuç toprak veya su için insanları katleden, çocuk, yaşlı, kadın, erkek ayırmadan insanları yurtlarından çıkaran, işkencelere uğratan ve bunları yapanlara ses çıkarmayan, Kuran'ın bir bölümüne inanıp bir bölümüne inanmayan, bozgunculuk çıkaran, dirlik ve düzeni bozan, diğer insanlarla veya topluluklarla alay eden, insanlara kötü lakaplar takan, dedikodu yapan, iftira atan, insanların gizli yönlerini araştıran, zanda bulunarak insanlar ve olaylar hakkında kesin hükümler veren ve bunları insanlar arasında yayarak kışkırtıcılık yapan, zalim, cahil, bencil, keskin diliyle insanları eleştirerek inciten, hain, fasık, büyüklük taslayan, gafil, yalan düzüp uyduran, azgın, akıl erdirmeyen, laf dinlemeyen, umutsuz, inatçı, kendini beğenmiş, şımarık, böbürlenen, kibirli, hak karşısında direten, nankör  ve şüpheci…
Yukarıda sayılan sıfatlar Allah'ın Kuran'da kötüleri anlatmak için kullandığı tanımlamalardan bazılarıdır.
Allah'ın Kuran'da iyiler için bildirdiği özelliklerden bazıları ise şöyledir: Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, oruç, zekat, tesettür, 5 vakit namazı dosdoğru kılmak gibi farzları titizlikle koruyan, iyiliği emredip kötülüklerden sakındıran, zekatı veren, Allah'ın sınırlarını koruyan, mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene veren, bir söz verdiğinde sözüne vefa gösteren, zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreden, sadık, dürüst, samimi, şefkatli, esirgeyici, ihlaslı, müminlere düşkün, kerim, sevgi duyarlılığı olan, güvenilir, temiz, itaatli, alçakgönüllü, vaadinde doğru, yumuşak huylu, gönülden Allah'a yönelen, azim sahibi, sabırlı, teslimiyetli, basiretli, ferasetli, hikmetli konuşan, saygın, onurlu, kınayanın kınamasından korkmayan, cesur, itidalli, hoşgörülü, merhametli, şerefli, müjde veren, mutlu ve bahtiyar, efendi, daima güzel söz söyleyen, iffetli, salih…
Kuran'da Allah'ın bildirdiği bu güzel ahlaka ait özelliklere sahip olmayan, hatta bu özelliklerin tam aksi yönünde hareket eden insanların "iyilik" adına ortaya çıkmaları, insanlara zulmederken, zulme karşı olduklarını iddia etmeleri, iftira atanları kınarken, kendileri başkalarına iftiralarda bulunmaları, suçlu ve sahtekar olmalarına rağmen insanlara karşı masum ve dürüst bir kişi rolünü üstlenmeleri onların ne kadar samimiyetsiz ve ikiyüzlü insanlar olduklarını göstermektedir.
Bu nedenle iyilerle ittifak etme kararında olan bir insan çevresindeki tüm olayları ve gelişmeleri dikkatle analiz etmeli, sonuç çıkarırken çoğunluğu değil, sadece Kuran'ı ölçü alarak, vicdanının sesini dinlemelidir.

Kötüler Şeytanın Yolunu İzler

İnsanların büyük bir bölümü şeytanın "hayali", yani gerçekliği olmayan, sadece kötülükleri sembolize etmek için kullanılan bir varlık, daha doğrusu bir kavram olduğunu zannederler. Oysa, Allah insanları ve yeryüzündeki diğer canlıları yarattığı gibi, ayrı bir boyutta cinleri, melekleri ve şeytanı da yaratmıştır.
Şeytanın en belirgin özelliği ve ahlaksızlığı Allah'a karşı itaatsiz olması, kendisini beğenmesi ve kibirli olmasıdır. Bu özelliklerinin yanı sıra şeytan ilk insan olan Hz. Adem (as) yaratıldığında insanları Allah'ın yolundan saptırmak, onların doğru yolda olmalarını engellemek için karar almıştır. şeytanın bu kararı Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım. Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç." (Sad Suresi, 82-83)
Şeytan insanları Allah'ın emrettiği doğru yola ve vicdanlarına uymaktan alıkoyup kışkırtırken çok farklı yöntemler izler. İnsanlara çeşitli kuruntular verir veya dostları aracılığı ile kötülük ve vicdansızlık yapmaları yönünde telkin yapar. Örneğin namazını 5 vakit düzenli şekilde kılmaya başlayan veya Allah'ın hükümlerini yerine getiren biriyle şeytanın etkisi altında olan arkadaşları alay ederler, namaz saatinde dünyevi bir şeyi ona süslü ve çekici göstererek onu namaz kılmaktan alıkoymaya çalışırlar. Ve eğer bu kişi vicdanının sesini dinleme konusunda iradeli ve kararlı davranmazsa şeytan, arkadaşları aracılığı ile kısa sürede bu insana ibadetlerini bıraktırır. Oysa Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde namazın önemiyle ilgili olarak şöyle haber vermiştir:
Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır" buyururken işittim. (Müslim, Îmân 134. Ayrşca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17)
Şeytanın kandırmacalarına başka bir örnek olarak da yardıma muhtaç insanlara yardım eden birine yakın çevresinin "enayi" olduğunu, parasını hayır işlerinde kullanacağına kendisine yeni bir araba alabileceğini veya tatile gidebileceğini söylemesini verebiliriz. Şeytan bu insanın yakın çevresini kullanarak, ona güzellikleri, hayırlı işleri çirkin veya zor gösterir ve böylece o kişinin iyilikte bulunmasını engeller. Ya da çıkarları ile ters düşen bir durumda en yakın dostlarını terk etmesini makul gösterir. Böyle durumlarda insanlar hep ikilemde kalır ve bir türlü karar veremezler. Bir yandan kaç yıllık dostlarının yardıma ihtiyacı olduğunu, onları yüzüstü bırakmanın vefasızlık olacağını düşünürler. Diğer yandan da onlara yardımda bulunurlarsa maddi kayba uğrayacaklarını, bazı güçlükler yaşayabileceklerini hesaplarlar. İnsan bunları düşünürken, kendi kendine karar vermeye çalıştığını ve seçenekler arasında muhasebe yaptığını zanneder. Aslında bu ikilemi yaşarken birbiriyle çatışanlar onun fikirleri değil, vicdanının sesi ile şeytanın sesidir.
Kısacası şeytan insanlara ya doğrudan zihinlerine fısıldayarak veya bazı insanlar aracılığı ile olumsuz telkinler verir ve onları Allah'ın yolundan ve vicdanlarına uymaktan, iyilik yapmaktan, güzel söz söylemekten, fedakarlıkta bulunmaktan alıkoymaya çalışır. Hayatları boyunca şeytanın sözlerine uyup, bilerek ya da bilmeyerek onun peşisıra gidenler ise şeytanın taraftarı haline gelir ve tüm hayatları boyunca kötülerden yana olurlar. Allah şeytanın insanlar üzerindeki etkilerini ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (Nur Suresi, 21)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara      Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)
Aslında şeytan tüm insanlarla benzeri bir mücadele içerisindedir, ancak Allah'tan korkup sakınan, vicdanına uyan ve irade sahibi olan insanlar şeytanın oyunlarına gelmezler. Allah korkusu olmayan, zayıf ve iradesiz kimseleri ise ayetlerde de bildirildiği gibi, şeytan sarıp kuşatır. Allah başka ayetlerde de şeytanın etkisi altına aldığı bu insanların özelliklerini şöyle açıklamıştır:
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)
Şeytanın etkisi altında hareket eden ve doğru yoldan sapan insanlar ise çoğunlukla kendilerinin çok iyi ve hayırsever insanlar oldukları iddiasındadırlar. Oysa ki insanlara karşı davranışlarından, adaletsizliklerinden, sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörü yoksunu olmalarından şeytanın kendilerini sarıp kuşattığı açıkça bellidir. Şeytanın takipçilerinden olmalarına rağmen, iyilik ve dürüstlük iddiası ile ortaya çıkanlarıAllah Kuran'da şöyle tanıtır:
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 36-37)

Kötüler Nasıl Biraraya Gelir?

Kötülerin biraraya gelip, inananlar aleyhinde faaliyete geçmeleri için önce birbirlerini bulmaları gerekir. Bunun için herhangi bir arayış içine girmezler. İttifak doğal hayat içinde, kendiliğinden oluşur. Zaten şeytan türlü yöntem ve taktiklerle bu ittifakı oluşturmak için  gereken ortamı hazırlamıştır.
İyi insanlar aleyhinde ittifak edecek kişilerin, ittifak kuracakları yerler, mekanlar, kuracakları tuzakların şekillerine kadar herşey bellidir. Kötülerin bunun için özel bir ilanla çağrı yapmalarına da gerek yoktur. Çağrı zaten "kalplerinde nifak taşıyan" bu kişilere şeytan tarafından yapılmıştır. Bu sayede kolaylıkla biraraya gelip, tuzaklar planlayıp, kötülüğü örgütleyebilirler. Hayatın doğal akışı içinde inkarcıların çağrılarını duyar ve bu şer birliğinin saflarında yerlerini alırlar. Onları biraraya getiren inananlara karşı duydukları kin ve kalplerinden taşan nefretleridir. Allah inkarcıların müminlere besledikleri kini tarif ederken, inananları da şu şekilde uyarmaktadır:
Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 118-119)
Bu ittifak oluşurken aranan tek özellik kişinin Allah'ın dininden yüz çevirmesi, kötülüklere göz yumabilmesi, kendisinin rahatlıkla bu kötülükleri yapabilmesi ve bunları yaparken vicdani bir sıkıntı duymamasıdır. Çünkü Kuran ahlakına bağlı, iyi bir insanın kendi aralarında bulunması, onlarda çok büyük bir rahatsızlık oluşturur. Bu nedenle de doğruluğu, dürüstlüğü, güzel ahlakı hatırlatacak tek bir kelime dahi duymak istemezler. Çünkü bu sözleri duymak vicdanlarının sesini harekete geçirecektir ve bu sesi duymak ise hiç istemedikleri bir şeydir. İşte bu yüzden kötüler çevrelerinde sadece kötülerin olmasını isterler. Kötülüklerin varlığı onları sevindirir. Kötülerin güçlenmesini içten arzu ederler, çünkü iyilerin güçlenmesinin ittifaklarına zarar vereceğini bilirler.
Örneğin bir küfürbaz küfürbazların, hırsız hırsızların, homoseksüel de kendisiyle aynı kötü ahlaktaki kişilerin yanında rahat eder. Nerede bulunurlarsa bulunsunlar onları bulur, yanlarından ayrılmazlar. Çünkü bu kişilerin yanında yaptıklarından dolayı tepki almadıkları gibi, teşvik bile görürler. Masum ve suçsuz bir insana çirkin iftiralar atan bir kişi de ancak kendisi gibi müfterilerin yanında rahat eder. Yaptıklarını övünerek anlatır, onlardan fikir sorar, tavsiyelerini dinler. O kişiler de kendi ahlaksızlıklarını, yaptıkları zulümleri, attıkları yalan iftiraları anlatarak ona fikirlerini sunarlar. 
İşte şer ittifakından kast edilen de kötülerin her yerde birbirlerini bulmalarıdır. Bunun yanında eğer herhangi bir kişi bu müfteriye "yazık değil mi, neden suçsuz bir insana iftira atıyorsun" dese, bütün keyfi bir anda kaçar. Bir daha da o kişilerin yanında olmak istemez. İşte bu nedenle de kötüler, sadece birbirleriyle olmaktan zevk alırlar.

Kötüler İyilerle Birlikte Olmaktan Kaçınır, Onlara Düşman Olurlar

Önceki bölümlerde de belirtildiği gibi kötüler daima şeytanın telkini ile hareket ederler. Onlar kabul etseler de etmeseler de her konuşmalarında, tavırlarında ve kararlarında şeytanın etkisi hissedilir. Bu nedenle iyilere karşı tavırları da şeytanınki ile aynıdır. Şeytan, daha kötüler yaratılmadan önce, iyilerle birlikte olmayı reddetmiş ve iyilere karşı şiddetli bir mücadele başlatmıştır. Allah ayetlerinde şeytanın bu tavrını şöyle bildirir:
Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti. Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı. Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?" Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim." (Hicr Suresi, 30-33)
Dikkat edilirse, şeytanın iyilerle birlikte olmaktan kaçınıp dayatması, onların tavrını kendi düşük aklınca küçümsemesi ve büyüklenmesi, itaatsiz ve isyankar oluşu günümüzdeki kötülerin de en temel özelliklerindendir. Ayrıca, şeytan bu tavrının ardından insanları iyilikten ve güzellikten uzaklaştırmak, onları doğru yoldan saptırmak için vargücüyle mücadele etmeye karar vermiştir. 
İşte tüm bunlar, günümüzde iyiliğe karşı birlik halinde savaş veren, yeryüzünden Allah'a ve ahirete imanı, güzel ahlakı, fedakarlığı, vicdanı, dürüstlüğü, vefayı kaldırmaya çalışan insanların şeytanla aynı özelliklere sahip olduklarını göstermektedir. Ancak kuşkusuz bu insanların başarıya ulaşmaları mümkün değildir; dünyada da ahirette de Allah bu insanlara hak ettikleri karşılığı verecektir. Çünkü Allah salih kullarının dostu ve velisidir:
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
(Bakara Suresi, 257)

Kötülerin İttifakının Asıl Hedefi

Kötülerin İttifakının Asıl Hedefi

Bencil, hırslı, vicdansız ve insaniyetsiz insanlar aralarındaki kıskançlık ve rekabet nedeniyle hiçbir zaman birlikte hareket edemez, işbirliği yapamaz, bu nedenle de çeşitli hiziplere bölünürler. Bu hizipleşmenin bir sonucu olarak da birbirlerine karşı çok şiddetli düşmanlık beslerler. Allah kötülerin, yani inkarcıların, bu yönlerini bir ayetinde şöyle bildirir:
… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)
Ancak kötüleri, kendi içlerindeki bu hizipleşmelerine rağmen biraraya getiren ve birlikte hareket ettiren bazı olaylar vardır. Herşeyden önce onları biraraya getiren ve ortak bir amaçta birleştiren şey, önceki bölümde bahsettiğimiz gibi şeytanın kötülerin üzerindeki etkisidir. Biraraya gelişleri ise bir çağrı, duyuru veya yazılı bir sözleşme ile olmaz. Hatta çoğu zaman kendi aralarında tek bir kelime dahi konuşmadan, tek bir kez görüşme yapmadan güçlü bir birlik oluştururlar. Birbirleriyle maddi ve manevi çıkarları nedeniyle her zaman rekabet ve çekişme içinde bulunan kişiler bile, ortak bir hedef söz konusu olduğunda tüm çekişmeleri unutur ve birleşirler. Bu hedef şeytanın kendilerine emrettiği hedeftir: İyilere, Allah'a ve ahiret gününe iman eden Müslümanlara, vicdanlı, samimi, dürüst ve haktan yana olan insanlara karşı bir güç oluşturmak ve onları çeşitli yollarla etkisiz hale getirmek ya da kendi taraflarına çekmek…   Allah, "… Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar..." (En'am Suresi, 121) ayetiyle şeytanın kötülere yaptığı bu gizli çağrıyı iman edenlere bildirmiştir.
Şeytanın telkinleri ve yönlendirmesi ile oluşan bu ittifakın eylemleri ve nihai amaçları geçmişte yaşamış olan kötülerle aynıdır.
Geçmişte de günümüzde de kötülerin ittifakının en büyük hedefi, Allah'ın Kuran'da bildirdiği güzel ahlakın, fedakarlığın, samimiyetin, dürüstlüğün, vicdanın ve adaletin insanlar arasında hakim olmasını engellemektir.
Bu kişiler her ne kadar iyiliğin savunucuları olduklarını söyleseler de, aslında Kuran ahlakının yaşanması onların çıkarlarını, dünyevi hırslarını engelleyecek, yani onların "işlerine gelmeyecektir". Bu nedenle var güçleriyle dinin ve Kuran ahlakının yaygınlaşmasını ve iyi insanların sayılarının artmasını engellemek için çaba harcarlar. Aynı zamanda iyilerin de kendi saflarına geçip, doğru yoldan sapmalarını içten arzu ederler. En büyük arzuları ise iyilerin bir gün çıkıp artık hakkı savunmaktan vazgeçtiklerini, kötüler gibi bu dünya menfaatleri için çalışan, gerçeklere gözlerini kapatan, sadece eğlencesinin, yemeğinin ve diğer ihtiyaçlarının peşinde koşan insanlar olduklarını söylemeleridir. Eğer bu arzuları gerçekleşirse kötüler hemen kendi ittifaklarını dağıtırlar ve iyilerle mücadele etmekten vazgeçerler. İyi insanların kendileri gibi konuşmaya, düşünmeye ve yazmaya başlamaları, insanlara, kadınlara, çocuklara, gençlere, yaşlılara kendileri gibi davranmaları onların iyiler aleyhindeki faaliyetlerini durdurmaları için yeterlidir. Allah birçok ayetinde inkar edenlerin iman edenleri kendi taraflarına çekmek için müthiş bir istek duyduklarını bildirmektedir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız... (Nisa Suresi, 89)
Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)
Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 109)
Allah bir başka ayetinde ise inkarcıların inananları dinlerinden döndürünceye kadar mücadele edeceklerini bildirmektedir:
… Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 217)
Şer ittifakının iyilere karşı birleşmedeki bir diğer hedefi de, eğer iyileri kendi saflarına çekemezlerse, bu kez de onları çeşitli yöntemlerle iyiliklerden ve hayırlı işlerden alıkoymaktır. Bunun içinse Kuran'da geçmiş kavimlerden örnekler verilmekte ve kötülerin iyilere karşı iftiralar atarak tutuklattırma, ölümle tehdit etme, öldürmeye yeltenme, suikast, katliam, sürgün, alay, küçük düşürmeye çalışma, dağıtmak için uğraşma, iftira gibi birçok yöntemi denedikleri bildirilmektedir. Bu ayetlerden bazılarında şöyle buyrulmaktadır:
Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir. (Tevbe Suresi, 107)
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.' (Kamer Suresi, 9)
Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 9)
Ancak unutulmamalıdır ki Kuran'da Allah'ın dininden uzaklaşmış, Allah'ın elçilerine başkaldırmış bu insanların çabalarının boşa çıkacağı da haber verilmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? (Mümin Suresi, 5)

Kötülerin İttifakının Önderleri

Kötülerin İttifakının Önderleri

İnkarcıların, yeryüzünde bozgunculuk çıkartanların, insanların iman etmelerini engellemeye çalışanların birtakım önderleri olduğunu Kuran'da Allah bildirir ve bu insanları "kavmin önde gelenleri" olarak tanımlar. Kuran ayetlerine bakıldığında tarih boyunca her toplulukta, iyileri kötüleyerek halkı onlara karşı kışkırtan, mal ve mevkilerinin gücüne dayanarak saldırgan, şımarık ve azgınca davranışlar sergileyen kişiler bulunduğu görülür. Halk ise zengin ve güçlü gördükleri ve bu nedenle korku duydukları bu insanların sözlerine itibar ederek, çoğu zaman kötülerin önde gelenlerinin yanında yer almışlardır. Oysa Kuran'da bildirildiğine göre, bu insanların peşinden giderek onların sözlerini dinlemeleri, her söylediklerine inanmaları ve kendi vicdanlarının sesine kulak vermemeleri, cehennem ateşine sürüklenmelerine neden olacaktır. Allah bu gerçeği ayetlerinde şöyle açıklar:
Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik. Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. (Hud Suresi, 96-97)
Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır. (Kasas Suresi, 41-42)
Toplumda bozgunculuk ve huzursuzluk çıkartanların o toplumlardaki bazı varlık ve güç sahibi kişiler olduklarını bildiren bazı ayetler ise şu şekildedir:
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz. (İsra Suresi, 16)
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (En'am Suresi, 123)
Herşeyden önce bir toplumun önde gelenlerinden söz edildiği zaman o kişilerin mal varlıklarının yanı sıra, bu zenginlikleri sayesinde elde ettikleri güç de söz konusu olmaktadır. Toplumun sosyal yapısında söz sahibi olan ve bazı önemli organları da ellerinde bulunduran bu insanlar sahip oldukları fikirleri, istedikleri Kuran ahlakından uzak yaşam tarzını ve hayata bakış açılarını kolaylıkla insanlara empoze edebilirler. Bir başka yöntemleri de yine bu güçlerini kullanarak iyileri tehdit yoluyla yıldırmaya çalışmalarıdır. Allah bir ayetinde inkarcı önde gelenlerin bu özelliklerini şöyle bildirmiştir:
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83)
Kötülerin ittifakının baş mimarları ve bu ittifakı yönlendirenler işte bu toplumun sosyal önderleridir. Bu önderler biraraya geldiklerinde iyiler aleyhinde ittifak eder, onları yok etmenin veya etkisiz hale getirmenin planlarını kurar, kendileri ile aynı safta bulunan kimselerden yardım alırlar. Bunun örnekleri yine Kuran'da Hz. Musa (as) ile ilgili bir kıssa anlatılırken bildirilmektedir:
Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim." (Kasas Suresi, 20)
Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi. (Taha Suresi, 60)
Ayetlerde de görüldüğü gibi, kötülerin önderleri toplanarak iyiler aleyhinde kararlar vermekte ve onlara karşı kullanacakları kişileri biraraya getirerek ittifaklarını güçlendirmektedirler. Tarih boyunca kötülerin ittifakına uyanlar da belki korktukları belki de onlardan çekindikleri için, veya onların güçlerinden etkilendikleri için kötülerin önderlerine uymuşlardır. Örneğin Firavun'un peşinden gidenler, Hitler, Mao, Stalin, Pol Pot gibi hastalıklı kişilerin her dediğini uygulayarak milyonlarca masum insanı katledenler veya bir suç örgütüne girerek türlü katliamlar gerçekleştirenler, masum insanları öldürenler, dolandıranlar da belki kendilerine sorulduğunda aynı cevabı verecek ve elebaşlarının zulmünden korktukları veya onların güçlerinden etkilendikleri için onlarla ittifak etmeye mecbur kaldıklarını söyleyeceklerdir. Belki dünya hayatında onların bu samimiyetsiz açıklamalarına kulak verenler olabilir. Ancak ahirette onların bu açıklamaları kabul görmeyecektir. Allah bazı ayetlerinde kötülerin önderleri ile onlara tabi olanların ahirette birbirleriyle nasıl çekişip, lanetleşeceklerini bildirmiştir. Bu, kötülerin önderleri ile onlara uyanların mutlak sonudur:
(Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar   bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın." Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız. (Araf Suresi, 38-40)
Oysa küfrün önde gelenlerinin sahip oldukları güç ne kendilerine ne de çevrelerindeki insanlara fayda ya da zarar getirebilir. Tüm mülkün ve gücün sahibi, üstün ve güçlü olan Rabbimiz'dir. Rabbimiz dilemedikçe hiç kimse hiç kimseye ne yarar ne de zarar verebilir. Bu gerçeğe iman eden müminler ise tarih boyunca ne Firavun'un ne Nemrut'un ne de bir başka şer önderinin etkisi altında kalmamışlar ve onlara boyun eğmemişlerdir. Onlar her zaman Allah'ın hoşnutluğunu aramışlar ve yalnızca Allah'tan korkup sakınarak, kötülere asla uymamışlardır. Örneğin Kuran'da Allah Hz. Musa (as)'ın kavminin büyük bir bölümünün Firavun'un ve önde gelenlerin eziyetinden korkarak iman etmediklerini, ancak gençlerden az sayıda kişinin Hz. Musa (as) ile ittifak ettiğini bildirmektedir. Aynı şekilde Firavun'un Hz. Musa (as)'ın aleyhinde düzen kurmaları için görevlendirdiği kimseler de gerçekleri görmüşler ve Hz. Musa (as)'ın safına geçmişlerdir. Bu cesur ve yürekli insanlar Firavun'un tehditlerinden asla korkmamış, hiç çekinmeden, iyilerle ittifak etmişlerdir. Allah büyücülerin bu güzel tavrını Kuran'da şöyle bildirir:
Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine…" Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler. Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (Araf Suresi, 120-126)
Ayetlerde de görüldüğü gibi, samimi ve vicdanlı insanların iyilerle ittifak etmesini hiçbir koşul, tehdit ya da saldırı engelleyemez. Kötülerin kendilerini kötülüğe, azgınlığa ve nihayetinde cehenneme çağıran önderleri olduğu gibi, iyilerin de onları hidayete çağıran ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmalarına vesile olan kişiler vardır. İnsanları iyiliğe ve hayra çağıran bu kişilerden söz edilen ayetlerden bazıları şöyledir:
Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi. (Enbiya Suresi, 72-73)
Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar Bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (Secde Suresi, 24)
İşte bu salih insanlar tüm hayatları boyunca insanları hidayete, Allah'ın sevdiği doğru yola çağırmışlardır.

Kötülerin İttifakının Girift Noktaları

Kötülerin İttifakının Girift Noktaları

Kitabın başından beri üzerinde durduğumuz gibi, kötülerin, iyilerin aleyhinde ittifaklar kurarak, onları etkisiz kılmaya çalışacakları ve onlara kötülük yapmak için çabalayacakları Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir gerçektir. Allah şeytanın çağrısına uyan insanların Kuran ahlakının yaşanmasını önlemek için çaba harcayacaklarını birçok ayetiyle haber verir. Bu nedenle tüm iyilerin bu konuda uyanık ve dikkatli davranmaları ve olayları hep Kuran'da bildirilen ayetlere göre yorumlamaları gerekir.
Ancak şunu da hatırlatmalıyız ki, herşey Allah'ın yarattığı kader içinde gerçekleşmektedir ve hiçbir şey tesadüfen olmaz. Eğer kötüler bir ittifak yaparak samimi ve vicdanlı insanlar aleyhinde planlar yapıyorlarsa bunda da inananlar için mutlaka büyük bir hayır ve hikmet vardır. Allah bu olaydaki hayrı dünyada veya ahirette, dilediği zaman salih kullarına gösterecektir. Bu noktada müminlerin unutmaması gereken, Kuran'da bildirilen "… Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez." (Nisa Suresi, 141) vaadidir. Allah'ın iyi kullarına yardım edeceği başka ayetlerde de şöyle bildirilir:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (Hac Suresi, 40-41)
Şunu hatırlatmalıyız ki, kötülerin biraraya gelerek yürüttükleri faaliyetlerin birçok girift noktası vardır. Ama çevresindeki olayları Kuran ayetleri ışığında değerlendiren her insan bu ittifakın girift yönlerini kolaylıkla görebilecek, olağan karşıladığı birçok olayın aslında kötülerin örgütlediği bir düzen olduğunu kavrayacaktır.
İlerleyen sayfalarda kötülerin ittifakının bu sinsi ve girift yönlerinden bazı örnekler verilecektir. Bundaki amaç, Allah'ın samimi kullarının çevrelerindeki kötülükleri daha kolay fark edebilmelerine yardımcı olmak, karşılaşabilecekleri zorluklar karşısında çözüm yollarını gösterebilmektir.

Kötüler, İyileri İftiralarıyla Kötülemeye Çalışırlar

Samimiyetsiz ve sinsi insanların en belirgin özellikleri, kendileri ahlaksızlığı, sınır tanımazlığı, asiliği, vefasızlığı, fuhşu ve benzeri kötü davranışları savunmalarına ve bu şekilde yaşamalarına rağmen, kendilerini olduklarından çok daha farklı göstermeleridir. Bu insanlar karşınıza bir gün en coşkulu ve en koyu din savunucusu olarak çıkar, bir gün namus bekçisi gibi davranır, diğer insanları şiddetle kınarlar. Daha sonra sanki dünyanın en dürüst, en masum insanlarıymış gibi insanların sahtekarlıklarını eleştirir hatta bu insanların davranışlarına şaşırdıklarını söyleyip, ağır hakaretlerde bulunurlar. Genelde pek geniş düşünemeyen, duyduklarına hemen inanan insanlar ise bu kişilerin oynadıkları bu "masum ve iyi insan" rolüne hemen inanırlar.
Bu "sahte iyiler", kendilerini toplumun "ıslah edicileri" olarak görürler. Ancak asıl sapkın olan, insanları ahlaksızlığa teşvik eden kendileridir. Allah bu tür insanların durumunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler. (Bakara Suresi, 11-12)
Öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler? (Nisa Suresi, 62)
Kötülerin kendilerini iyi, namuslu, dürüst, şirin, sözde ulaşılması gereken ideal bir model olarak gösterme konusunda uyguladıkları bir taktik de, gerçek iyileri kötülemeleridir. Bu kişileri kötülerken bir yandan da halkı bu insanların kötülüklerinden korumak istediklerini iddia ederler. Tarihte bu konuda en açık örneklerden biri Firavun'dur. Firavun halkına olmadık işkencelerde bulunan zalim, saldırgan, kaba, acımasız, kibirli, Allah'ı inkar eden bir insandır. Ancak buna rağmen halkını Hz. Musa (as)'a karşı kışkırtmaya çalışmış, onu insanların gözünde kötü göstermeye çalışırken kendisini de iyi niyetli göstermek istemiştir. Firavun'un bu sinsi taktiği Kuran'da şöyle bildirilir:
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mümin Suresi, 26)
Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler. Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (Taha Suresi, 63-64)
Ayetlerde bildirildiği gibi Firavun, Hz. Musa (as)'ı halkın gözünde suçlu göstermeye çalışırken, bir yandan da kendisini halkın kurtarıcısı ve onları düşünen fedakar bir insan olarak göstermektedir. Belki o gün aklını ve vicdanını kullanmayan bazı insanlar Firavun'un bu şeytani telkinlerine kanmış ve Firavun'un yanında yer almış olabilirler. Ancak bugün, o dönemde kimin iyi kiminse kötü olduğu çok iyi bilinmektedir. Herşeyden önce Allah herşeyi bilmekte ve görmektedir. Ahirette ise Allah'ın adaleti geçerli olacaktır ve gerçek iyiler ve gerçek kötüler ortaya çıkacaklardır. Firavun Hz. Musa (as)'ın aleyhinde bir düzen kurmuştur, ancak hem dünyada hem de ahirette büyük bir hüsrana uğramıştır. Aynı şekilde günümüzde iyileri kötü, eminleri hain, sadıkları yalancı gibi göstermeye çalışanlar, vazgeçmedikleri ve tevbe etmedikleri sürece Firavun'la aynı sona kavuşmayı kabul etmişler demektir.
Ayrıca kötüler şunu bilmelidirler ki, yaptıkları hiçbir şeyle Allah'ın iyi kullarını kendi saflarına çekemez, onları da kendileri gibi yapamazlar. Çünkü Allah temiz ve iyi insanların, kötülerin söylediklerinden uzak olduklarını bildirmektedir:
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır. (Nur Suresi, 26)
İşte bu nedenle kötüler -sayıca çok da olsalar- iyilere karşı son derece güçsüz durumdadırlar. Müminlerin son derece vicdanlı, güzel huylu, temiz ahlaklı olduklarını çok iyi bildikleri için inkarcıların ellerindeki tek koz, "iftira atmak"tır. Ve bunun için hiçbir fırsatı kaçırmazlar.
Kuran'da Allah müminlere atılan iftiraların ve kurulan düzenlerin haberini verir. Kuran'da bildirildiğine göre, tarih boyunca iyi ve samimi insanlar büyücülükle, yalancılıkla, çıkarcılıkla, sapmışlıkla, şımarıklıkla, şaşırmışlıkla suçlanmışlar ve çeşitli iftiralara uğramışlardır. Bu nedenle hiçbir dönemde iftiraya uğrayan müminler bundan dolayı bir şaşkınlığa düşmez veya üzüntü duymazlar. Aksine peygamberlerin ve salih müminlerin yaşadıkları olaylarla karşılaştıkları için çok büyük bir şevk duyarlar.
Örneğin Hz. Yusuf (as), hem yanında kaldığı vezirin karısı tarafından hem de kardeşleri tarafından iftiraya uğramıştır. Ancak müminlere atılan her iftiranın karşılık göreceği bir vakit mutlaka vardır. Kardeşlerinin Hz. Yusuf (as) için söyledikleri iftira sözü ayette şöyle bildirilir:
Dediler ki: "Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir." (Yusuf Suresi, 77)
Hz. Meryem'e ve Peygamberimiz (sav)'in şerefli hanımına zina iftirası atanlar, diğer peygamberlerimizi sapkınlıkla, yalancılıkla, büyücülükle suçlayanlar hep aynı zihniyetle hareket etmişlerdir. Onlar da elbette bu mübarek ve üstün ahlaklı insanların böyle suçlara tevessül etmeyeceklerini çok iyi bilmektedirler. Ancak onları halkın gözünde küçük düşürmek, insanların onlara itibar etmelerini, sözlerini dinlemelerini engellemek için iftira yöntemine başvurmuşlar ve bu salih insanların şerefli isimlerini kendilerince karalamaya çalışmışlardır. Kuran'da inkarcıların bu yöndeki sözlerinden bazıları şöyle bildirilir:
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey." Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti. "Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir. Zikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır. (Sad Suresi, 4-8)
Kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. (Araf Suresi, 60)
Ancak onların bu tuzakları boşa çıkmış ve Allah tuzaklarını tam tersine çevirerek başlarına geçirmiştir. Müminler ise her iftiradan daha izzetli ve şerefli olarak çıkmışlardır. Örneğin Hz. Yusuf (as)'a hırsızlık iftirası atılmıştır, ancak onun güvenilirliği o kadar açıktır ki, Mısır'ın bütün hazineleri onun yönetimine verilmiştir. Veya Hz. Yusuf (as)'a ve Hz. Meryem'e zina iftirası atılmıştır, ama Allah Hz. Meryem'i alemlerin kadınlarına üstün kıldığını Kuran'da haber verir. Hz. Yusuf (as)'ın ise, Kendi sınırlarına olan titizliğini Kuran'da bildirerek tüm çağların insanlarına  örnek verir. İftiracıların düzenlerinin boşa çıktığı ve ahirette yaptıklarının karşılığını eksiksiz alacakları da Kuran'da şöyle haber verilmiştir:  
Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 11)
Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür. (Fetih Suresi, 6)

Kötüler Tüm İmkanlarını İyilerin Aleyhinde Kullanırlar

İnkarcıların en bilinen özelliklerinden bazıları da, cimrilikleri ve bencillikleridir. Özellikle de hayır için bir harcamada bulunmaları istense buna kesinlikle yanaşmaz, paralarından ve mallarından birazını bile Allah'ın razı olacağı işlerde kullanmak istemezler. Ancak kötülük için harekete geçtiklerinde tüm imkanlarını seferber etmekten çekinmezler. Hatta inkarcıların içindeki her grup, iyilerin aleyhinde ellerinden gelenin en fazlasını yapmada rekabet halindedir. İyiler aleyhinde tuzak kurmada biraz daha çekingen davrananlara veya ağırdan alanlara ise  karşı çıkar, onların da daha fazlasını yapmalarını sağlarlar.
İyilik konusunda yarışmayan, çaba göstermeyen bu insanlar kötülük konusunda imkanlarını sonuna kadar kullanırlar. Allah onların kötülük için mallarını harcamaktan çekinmediklerini bir ayetinde şöyle bildirir:
Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (Enfal Suresi, 36)

İyileri Tehdit Ederek, Yıldırmaya Çalışırlar

Kötülerin ittifakının bir özelliği de iyilere karşı tehdit unsurunu kullanmaları ve böylelikle onların gözlerini korkutarak doğru yollarından saptırmaya çalışmalarıdır. Kötülerin geçmişte uyguladıkları bu yöntem günümüzde de aynı şekilde iyilere karşı kullanılmaktadır. Tarihte bilinen en tehditkar şer ittifakı, önceki sayfalarda da söz ettiğimiz Firavun ve yakın çevresidir. Firavun Hz. Musa (as)'ı ve ona iman edenleri işkence ve ölümle tehdit etmiştir. Ayetlerde Firavun'un bu zalimliği şöyle bildirilmektedir: 
Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Araf Suresi, 123- 124)
Allah başka ayetlerinde ise Müslümanların kendi dönemlerindeki şer ittifakı tarafından ölümle tehdidin yanı sıra yurtlarından sürülmek veya kayba uğramakla da tehdit edildiklerini bildirmektedir:
Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar. (İsra Suresi, 76)
"O'na iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın." (Araf Suresi, 86)
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz." (şuayb:) "Biz istemesek de miş" dedi. (Araf Suresi, 88)
İnkarcıların bir de üstü kapalı tehditleri vardır. Sözde iyilerin rahatını, güvenini ve iyiliğini istiyorlarmış gibi, müminlerle birlikte olmamalarını, yoksa zarar göreceklerini öğütlerler. İyilere destek olan, onlardan yana tavır koyan her insanın "başının ağrıyacağını", sıkıntıya gireceğini, maddi ve manevi kayba uğrayacağını ima eden tavırlar sergilerler. Hatta diğerlerine ibret olması için birkaç kişiyi kendilerince cezalandırıp, mesajlarını gereken yere iletmiş olurlar. Diğer yandan da eğer iyilerin tarafında olmaktan vazgeçerlerse, kendilerinin onları koruyup kollayacağına, maddi imkanlar sağlayacaklarına dair vaadlerde bulunmayı da ihmal etmezler. Hz. Şuayb (as)'ın kavminin önde gelenleri de, Hz. Şuayb (as)'ın yanındaki kişilere aynı şekilde üstü kapalı tehditlerde bulunmuştur. Araf Suresi'nde bu olay şöyle haber verilir:
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler, dediler ki: "Andolsun, Şuayb'a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz." (Araf Suresi, 90)
Gerçek iyiler, sabırlılar, cesurlar, metanetliler, sadece Allah'tan korkup sakınanlar ise kötülerin hiçbir tehdidine kulak vermeden, doğru bildikleri yolda, yani Allah'ın kendilerine emrettiği şekilde devam etmişler ve inkarcıların baskısı veya tehditleri onları yıldırmamıştır. Ayette bildirildiği gibi, Hz. Şuayb (as)'ın kendisini tehdit eden kavmine verdiği cevap ve büyücülerin Firavun'a söyledikleri bunun en güzel örneklerindendir: 
"Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin' en hayırlısısın." (Araf Suresi, 89)
(Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler. Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (Araf Suresi 125-126)

Kötüler, İyileri Kendilerince İnsanların Gözünde
Küçük Düşürmeye Çalışırlar

Kötülerin iyileri yok etmek, onların faaliyetlerini ortadan kaldırmak, Kuran ahlakını yaymalarını durdurmak, insanların onları dinlemelerini ve istifade etmelerini engellemek amacıyla uyguladıkları yöntemlerden biri de, iyilerle alay ederek, onları kötüleyerek kendi düşük akıllarınca insanların gözünde küçük düşürmeye, onları önemsiz ve değersiz insanlar gibi göstermeye çalışmaktır.
Gerçek iyiler, samimi ve vicdanlı insanlar yaşadıkları toplumdaki diğer insanları da vicdanlı ve samimi bir hayata davet ederler; türlü yollarla onlara Kuran ahlakının güzellikleri, ahiretin, hesap gününün varlığı, Allah korkusunun önemi gibi konuları anlatırlar. İyilerin samimiyeti ve anlattıkları her zaman çok sayıda insan üzerinde olumlu yönde bir etki yapar ve toplumda giderek Allah inancı, güzel ahlak, iyilikler, güzellikler, vicdanlı tavırlar, dostluklar, saygı ve sevgide artış olur. Daha önce düşman olanlar veya ortak bir noktada buluşamayanlar iyilerin olumlu telkinleri sayesinde birleşirler.
Ancak bu durum elbette ki kötülerin, hasetçilerin, ahlaki çöküntü içinde olanların ve insani yönü iyice zayıflamış insanların işine gelmez. Bu nedenle de iyilikleri engellemek için kendilerince bu insanlarla alay eder, onlar için deli, düşük akıllı, yobaz, sığ görüşlü, gerici, sahtekar gibi iftiraya dayalı sıfatlar kullanırlar. Bunu yaparken amaçları kendi akıllarınca bu kişilerin toplumdaki itibarlarını zedelemektir. Deli veya sahtekar olarak tanıtılan bir insanın fikirlerine veya eserlerine kimsenin değer vermeyeceğini hesaplarlar. Bu, inkarcıların, sahtekar, ikiyüzlü, sinsi insanların binlerce yıldır uyguladıkları ve hiçbir zaman başarı ile sonuçlandıramadıkları bir taktiktir.
Tarihte peygamberlerden sahabelere, İslam alimlerinden insanların iyiliği ve ahlaki kurtuluşları için mücadele veren salih Müslümanlara kadar pek çok insan, bu tür hakaretamiz ve alay dolu sözlerle karşılaşmışlardır. Bu alay ve hakaretlerde kötülerin iyilere karşı duydukları kin ve haset en açık şekliyle ortaya çıkmıştır. Allah onların içlerinde gizli olanın ise dışarı vurandan daha fazla olduğunu şöyle bildirmektedir:
Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran Suresi, 118)
Daha önce de belirtildiği gibi, kötülerin iyilere karşı saldırgan ve nefret dolu tavırlarının temelinde yatan neden onların, ahlaksız, vicdansız ve Allah'ın sınırlarını tanımayan kişilere uymamaları ve Allah'ın emir ve yasaklarını kendi çıkarlarından üstün tutmalarıdır. Bu tür insanlar karşılarında Allah'ın sınırlarını koruyan, vicdanlı, nefsine asla uymayan samimi bir Müslüman gördüklerinde saldırganlaşırlar ve bu iyi insanlara dilleri ve elleriyle zarar vermeye çalışırlar.
Kötülerin iyilere karşı en çok kullandıkları saldırı sözlerinden biri ise "delilik"tir. Kuran'da bildirildiği gibi, birçok salih kul, bu zihniyetteki insanların delilik suçlamalarına maruz kalmışlardır. Ancak, delilik suçlamasında bulunanlar elbette ki bu insanlarda akli bir yetersizlik olmadığını, aksine her birinin son derece akıllı, dengeli ve yüksek bir ahlaka sahip insanlar olduklarını bilmektedirler. Ancak belirttiğimiz gibi, amaçları iyilerin toplum içindeki itibarlarını zedelemektir. Tarih boyunca peygamberlere ve salih insanlara, delilik ithamında bulunulduğunu bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." "Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et." (Müminun Suresi, 25-26)
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." (Araf Suresi, 66-68)
İnkarcılar iyileri kendilerince küçük düşürmeye çalışırken, onlara kötü lakaplar takar, onların ve yanlarında yer alan insanların düşük akıllı, zayıf, sığ görüşlü olduklarını söyleyerek onların basit, sıradan hatta değersiz oldukları imajını vermeye çalışırlar. Oysa asıl zayıf akıllı olanın kendileri olduğu hem ahlaki bozukluklarından hem de başvurdukları yöntemlerin son derece basit ve akılsızca olmasından açıkça görülmektedir. Kötülerin tarih boyunca birbiriyle benzer şekilde tekerrür eden davranışlarının bildirildiği ayetlerden bazıları şöyledir:
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. (Hud Suresi, 27)
"Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin." (Hud Suresi, 91)
Alay dolu ve iğneleyici sözler söylemek kötülerin karakterlerine işlemiştir. Hem iyi ve samimi gördükleri insanların kendileriyle hem de onların savundukları bazı değerlerle kendi akıllarınca alay ederler. Oysa asıl alay edilmesi gereken durumda olan kendileridir. Allah alayın tüm elçilerin karşılaştığı bir durum olduğunu Kuran'da bildirmiştir. Bu nedenle alayla karşılaşan bir mümin, bunlara Allah'ın elçilerinin sabrettiği gibi sabır göstermesi gerektiğini bilir ve bu tür sözlerin kendisinin Allah Katındaki derecesini artırmasını ve kendisine ahirette Allah'ın izniyle güzel bir karşılık olarak gelmesini umar. Bildiği bir gerçek vardır; yapılan alayın alay eden kişiyi sarıp kuşatacağı ve bu kişinin ileride alayından dolayı büyük bir pişmanlık duyacağı:
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, fakat içlerinden küçük düşürenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşatıverdi. (Enbiya Suresi, 41)

Ahlaksızlığı Yaygınlaştırıp, İyilerin Sayısını Azaltmaya Çalışırlar

Kötülerin önderlerinin, dünyadaki en büyük hedeflerinden biri sorumsuz, başıboş, kimseye hesap vermek zorunda olmadıkları, sınır tanımadıkları bir hayat yaşamaktır. Bunu yaparken daha önce de belirttiğimiz gibi, gerçek niyetlerini açığa vurmaz; bunu gerçekleştirmek için sinsi yöntemler izlerler.
Öncelikle yanlarına kural tanımayan, ahlaksızlığı açıktan açığa yapabilen, küfürbaz, ar ve utanma gibi kavramları kalmamış insanlardan oluşan bir topluluk bulurlar. Bu insanlar eşcinsellikten fuhuşa, uyuşturucudan kumar gibi kötü alışkanlıklara kadar her türlü çirkinliğin içindedirler. Dahası bu insanlara bir de toplum içinde saygın birer sıfat verilmiştir. Böylece bu kişiler hem toplum içinde belirli sıfatları olan, insanlar tarafından tanınan, ünlü, entelektüel ve yetenekli kişiler gibi bilinirler, hem de sınır tanımayan ahlaksızlıkları ile gündeme getirilirler. Toplumun birçok kesiminde ayıplanarak kınanan, aşağı görünen birçok tavır ve davranış bu kimseler tarafından yapıldığında her nasılsa hoş görülür. Bu insanların ahlaksız tavırları sözde "cesaret, modernlik, çağdaşlık, marjinallik, entelektüellik" olarak tanımlanır. Hatta bununla da kalınmaz, birçok genç insan bunların çirkin hayatlarına özendirilir, sanki bu insanlar dünyanın her türlü zevkini yaşıyorlarmış gibi bir hava yaratılır. Bu sürecin ardından kısa bir süre içinde söz konusu kişileri giyimlerinden makyajlarına, konuşma üsluplarından, kullandıkları kelimelere, yaşadıkları evlerin dekorasyonundan ilişkilerine kadar taklit eden kişiler türemeye başlar. Ve bir anda toplumun büyük bir kısmı bu dejenerasyonun içine çekilmiş olur.
Bu süreç o kadar hızlı işletilir ki, belki birkaç yıl önce insanların ağızlarına bile almaktan utandıkları, hiçbir ortamda telaffuz dahi edemeyecekleri tavırlar ve karakterler bir anda herkesçe makul karşılanan olaylar haline gelir. Örneğin eşcinsellik kınanan ve yadırganan bir olayken bir anda toplumun belli bir kesiminde eşcinsel biriyle yakın arkadaş olmak moda haline gelir. Elbette ki insanların bu aşamalardan yavaş yavaş geçmelerini sağlayan, onları faaliyetleri, çalışmaları ve organizasyonları ile sinsice etkileri altına alan bir ittifak bulunmaktadır. İşte bunları yapan kötülerin ittifakıdır.
Bu ittifakın her üyesi bu dejenerasyon propagandasını bilerek veya bilmeyerek bir ucundan tutar ve istediği yere ulaşana kadar propagandaya devam eder. Günümüzde bazı toplumlar için düşünecek olursak, bu ittifaka katılanlara modacıları, film yapımcılarını, şarkı sözü yazarlarını, gazetecileri, yazarları, klip yönetmenlerini, eğlence merkezi sahiplerini vs. verebiliriz. (Elbette ki burada sayılan mesleklere sahip insanların hepsi bu sinsi amaç için çalışıyor demek değildir. Çünkü bu mesleklere sahip olan, ancak iyilerle ittifak eden vicdanlı insanlar da bulunmaktadır.)
Kötüler bu sinsi çalışmaları ile kötülüğün mümkün olduğunca fazla çevrede yayılmasına ve sayılarının artmasına aracılık eder ve bu şekilde iyilerin sayısını azaltmak için çaba gösterirler. Oysa ki bu sadece iyilerin değerini daha da kıymetlendirir ve kötülüklerin yayılması için çaba harcayanların azaplarını kat kat artırır. Allah bu gerçeği ayetlerinde şöyle bildirir:
Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde  yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz. (Nur Suresi, 19)
Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi! Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. (Maide Suresi, 79-80)

Sayıca Fazla Olmalarını Haklılıklarının Kanıtı Gibi Göstermeye Çalışırlar

Önceki bölümlerde bahsettiğimiz gibi, geçmişte de günümüzde de kötüler genellikle sayıca iyilere oranla fazla olmuşlardır. Bunu ise kendi dar görüşleri ile iyilere karşı elde ettikleri bir üstünlük zannetmişlerdir. Sayıca çok olmanın hem güçlerini artırdığını hem de çok kişinin kendilerinden olmasının kendilerinin haklılığının göstergesi olduğunu sanarak yanılmışladır. Aynı yanılgıya düşmüş olan kişilerden biri Firavun'dur. Firavun'un bu zannı ayetlerde şöyle bildirilir:
Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur; Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi). Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık; Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da." (Şuara Suresi, 53-58)
Ancak üstün gelen ordular ve zenginlik sahibi Firavun değil, bulundukları topraklardan sürülen, zulüm gören ve Firavun'un azınlık olarak gördüğü Hz. Musa (as) ve onu izleyen diğer iyiler olmuşlardır.
Ayrıca Firavun'un emri altında olanların çoğunluk olması hiçbir şekilde onun haklı olduğunu göstermemektedir. Allah Kuran'da çoğunluğun hakka değil aksine insanları şaşırtıp saptıran şeylere inandıklarını ve yalancı olduklarını bildirmektedir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)
Ayrıca iyiler az da olsalar kötülere üstün geleceklerdir. Allah bunu bir ayette şöyle müjdeler:
… Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 249)
Dolayısıyla bazı insanların iyilere karşı "ama çoğunluğun fikri, ahlaki yapıları ve yaşayışları bu şekilde" gibi mantıklar öne sürmeleri, büyük bir yanılgı ve bir göz boyamadır. İnsanlar, çoğunluğun ortalamasına göre yaşamanın kendileri için en garanti yol olduğunu zannetmemelidirler, çünkü bu, yukarıdaki ayetlerde de haber verildiği gibi çok  büyük bir yanılgıdan başka bir şey değildir.

Kötüler İyiler Aleyhinde Kışkırtıcılık Yaparlar

Kötülerin ittifakının bir diğer özelliği de kışkırtıcılık yapmalarıdır. Bu insanlar konuşmaları, yazıları, kullandıkları benzetmeler ve kelimeler, attıkları iftiralar, yaydıkları dedikodular ile insanları iyilere karşı kışkırtırlar. Kuran'da Firavun kavminin önde gelenlerinin bu kışkırtıcılık rolünü üstlendikleri şöyle bildirilir:
Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. (Araf Suresi, 127-128)
Araf Suresi'ndeki ayetlerde görüldüğü gibi, Firavun Hz. Musa (as)'ın ona inananlarla birlikte gitmesine belki de izin verecekken, kışkırtıcı önde gelenler Firavun'a Hz. Musa (as) ile ilgili asılsız iftira ve yalanlar söylemişler ve onu kışkırtarak zulüm yönünde karar vermesini sağlamaya çalışmışlardır. Bu örnekte görüldüğü gibi, kötülerin ittifakı her zaman kötülüğü kışkırtmak, insanları iyilerin aleyhine çevirmek için faaliyet gösterir.
Allah kışkırtıcılık görevini üstlenen kimseler hakkında bir başka ayette ise şunları bildirmiştir:
Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. (Ahzap Suresi, 60)
Kötülerin ittifakının kışkırtıcılık yönünde yaptıkları bir diğer faaliyet ise, önceki sayfalarda da söz edildiği gibi, iyileri birbirlerinin gözünde kötü olarak göstermeye çalışmaktır. Bu amaçla, iyilere karşı iftiralar atarak, asılsız dedikodular yayarak, kendi akıllarınca "bakın onların gerçek yüzünü ortaya çıkardık, demek ki onlar doğru yolda değillermiş" mesajı veren haysiyetsiz faaliyetler başlatabilirler. Amaçları bu şekilde diğer iyilerin biraraya gelerek mazlum konumda olan kişileri korumalarını, onlara destek olmalarını engellemektir.
Günümüzde de bu tür kimseler sinsi planlar kurarak, çoğu zaman ortaya hiç çıkmadan, yaptıkları yayınlar, yazdıkları yazılar, konuşmalar, lobi faaliyetleri ve diplomatik ilişkileri ile bir anda iki ülkeyi savaşa sürükleyebilmekte veya bir ülkeyi farklı fraksiyonlara bölerek halkını birbirine düşürebilmektedirler. Bu, herkesçe bilinen "kardeşin kardeşe kırdırılması" oyunudur. Amaçları bu tür çabalar sonucunda zayıflayan ve başının derdine düşen toplumları bir süre sonra kendi emelleri ve fikirleri doğrultusunda şekillendirmektir.
Kötülerin ittifakının kışkırtıcılık yönünde yaptıkları bir diğer faaliyet ise, önceki sayfalarda da söz edildiği gibi, iyileri birbirlerinin gözünde kötü olarak göstermeye çalışmaktır. Bu amaçla, iyilere karşı iftiralar atarak, asılsız dedikodular yayarak, "bakın onların gerçek yüzünü ortaya çıkardık, demek ki onlar doğru yolda değillermiş" mesajı veren haysiyetsiz faaliyetler başlatabilirler. Amaçları bu şekilde diğer iyilerin biraraya gelerek mazlum konumda olan kişileri korumalarını, onlara destek olmalarını engellemektir.
Ancak şuurlu ve çevresine ibret gözüyle bakabilen, vicdanını ve aklını kullanarak kötülerin sinsi planlarını sezebilen insanlar, onların bu oyunlarına asla gelmemelidirler. Allah inkarcıların bu özelliklerine karşı müminleri birçok ayeti ile uyarmıştır. Bu ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6)
Sonuç olarak asla unutulmamalıdır ki, kötülerin ittifakı bütün bir şehri, hatta bütün dünyayı iyilerin aleyhinde kışkırtmış olsa dahi Allah iyilerin koruyucusu ve onların dostudur. Allah'ın dilemesi dışında, kötülerin ittifakının hiçbir faaliyeti iyilere zarar veremez, onları korkutmaz veya endişeye kaptırmaz.

Kötülerin İttifakı Menfaatler Üzerine Kuruludur

Kötülüğün önde gelenleri çevrelerine adam toplamak için insanlara çeşitli vaatlerde bulunurlar, onlara dünyevi avantajlar sağlayacaklarını söylerler. Kuran'da Firavun'un büyücülere verdiği söz, kötülerin ittifakının bu yöntemlerinden biridir:
Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler. "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." (Şuara Suresi, 41-42)
Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, kötülerin ittifakı aslında son derece çürük temeller üzerine kuruludur. Bu ittifakın üyelerinin hepsinin bir ücreti, bu ittifaka katılma bedeli vardır. Eğer şahsi çıkarlarının zedeleneceğini hissederlerse hemen ittifaktan çıkabilirler. Çünkü bu ittifak hak bir temelin üzerine değil, batılın üzerine kurulmuştur. Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'tan korkup sakınmayan her insanın mutlaka bir ücreti vardır ve kötülerin önderleri bu gerçeğin çok iyi farkındadırlar. Bu nedenle kendilerine yandaş ararken bu yöntemi sıkça kullanırlar.
Günümüzde de para, mal, ün, makam, mevki vaat etmek insanların birçoğunun iyilerin aleyhinde tavır göstermeleri için yeterli olabilmektedir. Örneğin bu menfaatlerden faydalanacağı yönünde bir garanti alan bir insan eğer Allah korkusu yoksa kolaylıkla hiç tanımadığı, bir kez bile görüşmediği masum, tertemiz, güzel ahlaklı bir insana en çirkin ve en inanılmaz iftiraları atabilmekte, kolaylıkla yalan söyleyebilmekte, kısacası zalimleşebilmektedir.
Oysa iyilerin ittifakında yer alan her insan sadece Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini gözetir. Bu ittifak hak ve tek doğru olan yol üzerine kurulmuştur ve gerçek iyilerin hiçbir zaman bir bedeli olmaz. Dünyevi hiçbir menfaat onları doğru olanı yapmaktan alıkoyamaz. Müminlerin bu konuda kendilerine örnek aldıkları kişiler, Allah'ın elçileridir. Kuran'da elçilerin kavimlerine şöyle seslendikleri haber verilmiştir:
"Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (Hud Suresi, 51)

Kötülerin İttifakının İkiyüzlü Üyeleri: Münafıklar

Kötülerin ittifakının en azgın ve en tehlikeli üyelerinden biri münafıklardır. Münafıklar, kendilerini iyilerden yana gösteren, ikiyüzlü insanlardır. Kuran'da bu insanların müminlerle beraber gibi hareket ettikleri ama aslında kötülerin ittifakının birer üyesi oldukları haber verilmiştir. Bu kimseler iyilerin arasında iyi taklidi yapar, vicdanlı ve dürüst insanlar gibi davranırlar. Ancak tek başlarına kaldıklarında ya da gerçek müttefiklerinin yanına döndüklerinde içlerindeki pisliği ortaya çıkarırlar. Allah münafıkların bu özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter." (Nisa Suresi, 81)
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. (Bakara Suresi, 14-15)
Münafıkların, kötülerden olmalarına rağmen iyilerin yanında gibi davranmalarının başlıca iki nedeni vardır. Birincisi, iyiler hakkında kötülere haber taşımaktır. İkincisi, ise iyiler içinde huzursuzluk ve fitne çıkarmaya çalışmak, kimi zaman provokatör görevini üstlenip kötüleri de iyilere karşı kışkırtacak davranışlarda bulunmaktır. Münafıkların bu iki sinsi amacını bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:
Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir. (Tevbe Suresi, 47)
Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar,    Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır. (Maide Suresi, 41)
Ancak şunu da hatırlatmalıyız ki, bu kişiler geçici bir süre emellerini gerçekleştirmiş gibi görünseler de, yukarıdaki ayetlerde haber verildiği gibi Allah onların bu çabalarını mutlaka geçersiz kılar ve onlara hem dünyada hem de ahirette şiddetli bir azap verir.

Gizli Toplantılarla İyiler Aleyhinde Faaliyet Gösterirler

Kuran'da inkarcıların ittifakları ile ilgili ayetlere baktığımızda bu ittifakın, yapacakları kötülükler için gece vaktini seçtiklerini görürüz. Allah inkarcıların bu özelliklerini birçok ayette bildirmiştir. Kötülerin tuzaklarını biraraya getirerek kötülüklerini uygulamaya geçirdikleri vaktin gece olduğunu Allah şöyle bildirir:
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ‘geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)
Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz. (Mü'minun Suresi, 67)
Neml Suresi'nde ise Allah geçmişte yaşanmış bir olayı haber vermiş; iyilerin bulundukları şehirde bozgunculuk çıkartan bir çete olduğunu ve bunların kendi aralarında gece baskınlar yaparak iyilere zarar vermeyi planladıklarını bildirmiştir. Bu konuyla ilgili ayetler şöyledir:
Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim." (Neml Suresi, 48-49)
Ayetlerde görüldüğü gibi bu insanlar inananlara kapsamlı bir tuzak kurmuştur ancak Allah bu insanların sinsi ve kirli planlarına karşılık onlara başka bir düzen kurduğunu bildirmiştir. Gece yarısı masum ve temiz insanlara zarar vermek isteyen, onlar için kötülükler düzenleyen insanların uğradıkları son, aynı ayetlerin devamında şöyle bildirilmektedir:
Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. (Neml Suresi, 50-52)
Zulmedenlerin, iyilere zarar gelmesini ve onlara sıkıntı dokunmasını isteyenlerin diğer bir özellikleri ise planlarını gizlice ve fısıldaşarak yapmalarıdır. Allah bunu da birçok ayetinde haber verir:
Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir." Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler. (Taha Suresi, 61-62)
Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 114)
Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz. (İsra Suresi, 47)
Allah'a inanmayan, Allah'ın gücünü takdir edemeyen bu insanlar, geceyarıları, karanlıklarda hezeyanlar sergilerken, iyiler aleyhinde planlar kurup onların kötülüğü için tuzaklar hazırlarken, kimsenin kendilerini duymadığını ve bu nedenle rahat konuşabileceklerini düşünürler. Oysa bu, onların içine düştüğü bir yanılgıdır. Çünkü onlar gizli ve fesat konuşmalarını insanlardan gizleyebilirler, ancak Allah onların kurdukları her cümleyi, planlarının her ayrıntısını, hatta içlerinden geçirerek diğerlerine söylemediklerini dahi bilmekte, görmekte ve işitmektedir. Onlar sinsice yaptıkları planlarının asla açığa çıkmayacağı ve hakkında tuzaklar kurdukları kişilerin bu tuzaklardan asla kurtulamayacakları vehmine kapılırlar. Halbuki Allah, onlar bunları vehmederlerken onların tuzaklarını daha kurmadan bozmuş,   onların her dediklerini duymuştur. Nereye gizlenirlerse gizlensinler, en ciddi tedbirleri dahi alsalar, Allah'tan kaçamazlar. Bu insanların her dedikleri, her konuşmaları, içlerinden geçirdikleri her söz kaydedilmektedir ve bunların her biri hesap gününde karşılarına gelecek ve yaptıkları her sinsi plandan sorguya çekileceklerdir. Bu nedenle gizli gizli buluşarak, gece yarıları sinsi ve saldırgan planlar kuranlar, Allah'ın kendilerini gören ve işiten olduğunu unutmamalıdırlar. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)

Günümüzde Kötülerin İttifakı Şiddetlenmiştir

Kitabın başından bu yana kötülerin biraraya gelme nedenlerinin, din ahlakını ve inananları ortadan kaldırmak olduğunu ve bunun için uyguladıkları zulüm ve baskıları anlattık. İnanan kişilerin varlığı, inkarcıların ittifak etmelerinin ana sebebidir. Çünkü mümin Allah'ın hak dini olan İslam'ın dünyadaki temsilcisi ve güzel ahlakın yaşanmasının bir garantisidir. Bu sebeple de kötülere göre inananlar bir an önce ortadan kaldırılmalıdırlar. Kendi inkarcı sistemlerini, kötü ahlaklarını yaşamalarına engel ise din ile öğretilen güzel ahlak, Allah'ın koyduğu sınırlardır. İşte bu engellerin ortadan kalkması için de inkarcılar kendi içlerinde çok güçlü bir işbirliği içindedirler. Nerede bir fuhuş, sapkınlık, rüşvet, sahtekarlık, kumar, dolandırıcılık, mazlum halkın malını gasp etme, yetimin malını yeme, ahlaksızlık, sevgisiz ve saygısız bir ortam varsa, işte orada kötülerin ittifakının hakimiyeti var demektir.
Son yıllar dünyanın dört bir köşesinde yaşayan inananlara, mazlum fakir ve zavallı aciz insanlara zulüm ve baskıların şiddetle arttığı, kötülerin ittifakının ise dünyanın her yanında şiddetlendiği bir dönemdir ve inananların bu gelişmeleri Kuran ayetleri doğrultusunda değerlendirmesi son derece önemlidir. Kuran'a göre, olan bitenleri ibret gözüyle izleyip, kötülere karşı fikri yönde bir mücadele için harekete geçmemek, herşeyi oturduğu yerde sakin sakin seyretmek ve dünyada yaşanan acılara, sıkıntılara duyarsız kalmak çok büyük bir zulümdür. Müslümanlara ve Kuran ahlakının yaşanması için çaba harcayan kişilere yapılan baskı ve eziyetlere seyirci kalmak, görmezlikten gelmek, sessiz izlemek kişiyi bu zulmün sessiz bir üyesi, hatta iştirakçisi yapar.
Kötülerin ittifakının ne denli şiddetlendiğini görmek için gazetelere, dergilere, televizyona, kısacası etrafımıza bir göz atmak yeterlidir. Örneğin, 10-15 sene öncesine kadar "eşcinsel" kelimesinin dahi ağza alınmaya haya edildiği bir dönem, yerini eşcinsellerin haklarını savunan, bu sapıklığın sözde ne kadar normal bir tercih olduğunu, adeta modern bir görüş olduğunu ispatlamak için televizyonlarda, eğlence yerlerinde onlara geniş yer veren bir anlayışa bırakmıştır. Bunun gibi birçok ahlaksızlığın insanlara normal bir tercihmiş gibi aşılanmaya çalışılması ve buna zemin bulunması kötülerin ittifakının bir sonucudur.
Kumarın, fuhuşun, cinayetlerin gündelik haberler olarak son derece doğal karşılandığı bu yıllar, insanların uyanması ve gerçekleri görmesi açısından son derece önemlidir. Bu dönem iyilerin baskı altına alınıp haksız muameleler gördüğü, temel hak ve hürriyetlerinin ellerinden alındığı; dolandırıcıların, katillerin ve zalimlerin ise rahatlıkla elini kolunu sallayarak dolaştığı bir dönemdir.
Masum ve savunmasız insanlar sadece Allah'a inandıkları ve Müslümanım dedikleri için dünyanın dört bir yanında öldürülürken, yine Müslümanım diyen fakat tüm bu olanlardan gafil bir insan tüm bu ölüm haberlerini yüzünde umursamaz, gülümser bir ifadeyle insanlara aktarabiliyorsa, işte bu, kötülerin ittifakının bir eseridir. Huzur ve barışın sağlanması, refah ve bolluğun olması, adalet, hoşgörü, sevgi, saygı gibi güzel ahlak özelliklerinin tüm dünyada hakim olması ancak Kuran ahlakının bilinmesi, tanınması ve uygulanması ile olur. İşte bu güzel ahlakın yaşayan örnekleri de müminlerdir. İyilerin ittifakı bunu sağlayacak olan yoldur; bu, Allah'ın kesin bir vaadidir. Allah Nur Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)